size kendimi anlatamam ama yazabilirim.

İlk evremde, bölünmeden önce, kutuplarıma çekilmeden ve kromozomlarıma ayrılmadan önce ve şu yaşıma kadar vitrinin içinde duran o hiç kullanılmayan ama değer biçilen kadehler gibiydim.

camların dışına çıkamayan fakat her şeyi görebilecek kadar saydam camlara sahip olan biri. Vitrinimden çıkmaya çalıştığım zaman camlarımı kırdığım zamandı. Camlarımı en ufak parçalarına bölerek çıktım. Farkında olduğum her şey sustuğum her şeydi ve dahası var. Sustuğum her şey camlarımı daraltı sanırım daraldığımdan camlarımı en ufak parçalarına bölüp kaçtım. Çıktığımda yaptığım ilk iş temizlenmekti. Su ideal bir yöntemdi ve başarılı. ilk gördüğüm denize bıraktım kendimi, ayaklarımın ve tüm vücudumun suyu hissetmesini istedim. Vücudumu serbest bıraktım. Ellerimi oynatıyor, sanki her suyu elime alışımda gördüklerimin içimde bıraktığı sarsıntıyı suya bırakıyordum, bıraktım ve sadece yüzdüm. Sudan çıktığımda rahatlamış değildim. Ve hiç bir zaman olmayacaktım. Rahatlamak tam anlamıyla kendini bırakmaktır. Sudan çıktım ve saçımı topladım, Bazı zamanlar saçımı toplamak bile özgürlüğüme kamçı vurmak gibi geliyor. Saçımın arasına sıkışmış ve sıkmış o toka gitgide canımı yakıyor. Çıkarmak istiyorum fakat ya saçım daha kötü olursa. Özgürlüğüm ve ona düşkünlüğüm saçımda hatta daha derinimde kafamın derinliklerinde bile başlıyor olabilir. Özgürlüğe ve kendi kararlarıma olan saygım gittikçe artıyordu ama kendime olan saygım azalıyordu hatalar yapıyor ilginç bir şekilde bunları hata olarak görmüyordum. Nedense sadece benim duygularım etrafında toplanan bir ütopyam varmış gibi benim ütopyam herkesin distopyası. En kötüsü de yanımda kimsenin kalmayacağını bilsem bile bu ütopyanın keyfini çıkarmaya devam ediyordum.


10 aralık 2017 ilkel edebiyat dergisi

Yorumlar